TEVESSÜL
..:: 2 ::..
"- Yâ Râsûlallâh! Allâh'a yalvar da gözümdeki hastalığı gidersin! Gözümün kör olması bana çok zor geliyor!.." dedi.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
"- Dilersen sabret, bu senin için daha hayırlıdır." buyurdu.
Âmâ ise:
"- Yâ Rasûlallâh! Beni elimden tutup götürecek kimsem yok. Bu hâl bana çok meşakkat veriyor. Lütfen gözlerimin açılması için duâ ediniz!" deyince Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
"- Git abdest al! Sonra iki rek'at namaz kıl! Ardından da şöyle duâ et:
"Allâh'ım! Rahmet peygamberi olan Nebin Muhammed'le (O'nun hürmetine) Sen'in zâtından diliyor ve Sana yöneliyorum... Yâ Muhammed! İhtiyâcımın verilmesi için seninle Rabbime yöneliyorum!.. Allâh'ım! O'nu bana, şefaatçı kıl!.."" (Tirmizî, Deavât, 118; Ahmed b.Hanbel, Müsned, IV. 138)
Hâkim'in rivâyetinde, ayrıca âmânın gözü görür bir hâlde ayağa kalktığı ziyâdesi de bulunmaktadır. (Hâkim, Müstedrek, I, 707-708)
Öte yandan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in de kendi duâlarında çoğu zaman:
بِحَقِّ نَبِيِّكَ وَالاَنْبِيَاءِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِى
"Peygamberinin ve benden evvelki peygamberler hakkı için (dileğimi kabul eyle!)" cümlesini zikrettiği rivâyet edilmiştir. (Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, IX, 257)
Diğer bir hadîs-i şerîflerinde Habîb-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âdem -aleyhisselâm- cennetten çıkarılmasına sebep olan zelleyi işlediğinde, hatâsını anlayıp:
"- Yâ Rabbî! Muhammed hakkı için Sen'den beni bağışlamanı istiyorum." dedi. Allâh Teâlâ:
"- Ey Âdem! Henüz yaratmadığım 1 hâlde Muhammed'i sen nereden bildin?" buyurdu.
Âdem -aleyhisselâm-:
"- Yâ Rabbî! Sen beni yaratıp bana rûhundan üflediğinde başımı kaldırdım, arşın sütunları üzerinde "Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedü'r-Rasûlullâh" cümlesinin yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki Sen, zâtının ismine ancak yaratılmışların en sevimlisini izâfe edersin!" dedi.
Bunun üzerine Allâh Teâlâ:
"- Doğru söyledin ey Âdem! Hakîkaten o, bana göre mahlûkâtın en sevimlisidir. Onun hakkı için bana duâ et. (Mâdem ki duâ ettin), Ben de seni bağışladım. Şâyet Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım!" buyurdu." (Hâkim, Müstedrek, II, 672)
Diğer taraftan İslâmî an'anede duâ, hamdele ve salveleyle başlayıp yine onlarla nihâyete erdirilir. Salvele, Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- hakkında Cenâb-ı Hakk'a bir duâ ve niyâzdır. Peygamberimiz için yapılan duânın (salavâtın) reddedilmeyip kabul edileceği yolunda bir inanış ve kanaat mevcuddur. Duâlarımızın başını ve sonunu salât ü selâm ile süslemek de bu gerçekten kaynaklanmaktadır. Böylece iki makbûl ve kabulü muhakkak olan duânın arasına kendi duâlarımızı sıkıştırmak, onların da kabulünü sağlamak düşüncesiyledir.
Nitekim, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, namazdan sonra Allâh'a hamdetmeden ve O'nun peygamberine salât ü selâm getirmeden duâ eden bir kimse gördü. Bunun üzerine:
"Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı ve şöyle buyurdu:
"Biriniz duâ edeceği zaman önce Allâh Teâlâ'ya hamd ü senâ etsin, sonra Peygamber'e salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde duâ etsin." (Tirmizî, Deavât, 64)
Kulun duâsında merâmını, başta peygamberler ve onların vârisi durumundaki evliyâullâh ile Hak katında yüksek mevkîleri bulunan sâlihlerin Cenâb-ı Hak nazarındaki hatırı hürmetine istemesi, Allâh Teâlâ'nın sevdiklerini vesîle kılarak bu duygularla yalvarıp ilticâda bulunması da merhamet-i ilâhiyyeyi celbedip duânın müstecâb olmasındaki mühim müessirlerden biridir. Ancak duâ, yalnız Allâh Teâlâ'yadır. Bu yüzden duâda Allâh'ın sevdiklerini vesîle kılarken onların şahsından değil; yalnız Allâh Teâlâ'dan istemelidir. Duâda Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği zâtları zikretmek, sâdece Allâh'a yapılan duânın kabulüne sebep olması için mürâcaat edilen bir usûldür.
___________________
1.Ezelde yalnız kendisi var olan Cenâb-ı Hak insanlar ve cinlerin idrâkleri seviyesinde bilinmeyi murâd ettiğinden mâsivâyı yâni kendisinden gayrı olan her şeyi yaratmıştır. Bu yaratışta ilk olan "Nûr-i Muhammedî"dir. Bu sebepledir ki Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: "Âdem rûh ile cesed arasında iken ben nebî idim." (Tirmizî, Menâkıb, 1) buyurmuştur. Buna göre Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-'ın cevheri demek olan Nûr-i Muhammedî'nin yaratılışta ilk olmasına mukâbil, bedene büründürülüp ba's olunması (gönderilmesi) enbiyâ silsilesinde en sondur. Yukarıdaki ifâdede Nûr-i Muhammedî değil, beşer sıfatı ile ba's olunan "Zât-ı Muhammedî" kastedilmektedir.
<<< Önceki Sayfa | Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>