
KALBİN TASFİYESİ
<Helal Gıda > <İstiğfar ve Duâ> <Kur'ân Okumak ve Ahkâmına Tâbî Olmak>
<İbadetleri Huşû ile Edâ Etmek> <Geceleri İhyâ Etmek> <Zikrullah ve Murâkabe> <Tefekkür-i Mevt>
<Rasûlullâh'a Muhabbet> <Sâlih ve Sâdıklarla Berâber Olmak> <Güzel Ahlâk Sahibi Olmak>
Helâl Gıda
..:: 1 ::..
İbrâhim Desûkî -kuddise sirruh-:
"Ey kardeşlerim! Haram yediğiniz sürece, hikmet ve mârifet hakkında bir şey elde edeceğinizi zannetmeyin."
İbâdetler, rûhu besleyen mânevî gıdâların yanısıra, bir de vücûdun maddî gıdâlardan aldığı güç ve kuvvetle îfâ edilebilmektedir. Bünyeye helâl gıdâdan, rûhâniyet ve feyz aksederken, bunun zıddı olan haram ve şüpheli gıdâlardan ise kasvet, sıklet ve gaflet sirâyet eder.
Helâl gıda ile salih ameller arasında sıkı bir irtibat söz konusudur. Duânın kabulünde de helâl gıdanın ehemmiyeti pek büyüktür. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu husûsu şöyle beyân eder:
"Ey insanlar! Şüphesiz ki Allâh pâk ve her şeyden münezzehtir (tayyibdir). Bu itibarla tıyb (helâl) ve temiz olandan başkasını kabul etmez. Allâh Teâlâ, peygamberlere emrettiği şeyleri müminlere de emretmiştir. (Âyet-i kerîmelerde buyurulur:)
"Ey peygamberler! Helâl olan şeylerden yeyin ve sâlih amellerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı pekâlâ bilirim." (el-Mü'minûn, 51)
"Ey îmân edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl olanlarından yeyin." (el-Bakara, 172)
(Bu âyetleri tilâvet ettikten sonra) Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, uzun bir sefere çıktığı için saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış ve ellerini semâya kaldırarak: "Yâ Rabbî, Yâ Rabbî!" diye duâ eden bir adamdan bahseder ve:
"Bu adamın yediği haram, içtiği haram, giydiği haram iken ve haramla beslenmişken, duâsına nasıl icâbet edilsin?!" (Müslim, Zekat, 65) buyurur.
Gönül ehli Hak dostları, kalbî âlemlerin inkişâfı için şu iki husûsiyete titizlik gösterirler ve:
"Yerken ağzınıza girene, konuşurken ağzınızdan çıkana dikkat edin!.." buyururlar.
Aşağıdaki hadîs-i şerîf de bize helâl ve haram husûsunda ne kadar ihtiyatlı olmamız gerektiğini pek güzel ve veciz bir şekilde beyân buyurmaktadır.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurdular ki:
"Şüphesiz helâl bellidir. Haram da bellidir. Fakat bu ikisi arasında (helâl veya haram olduğu açıkça belli olmayan) birtakım şüpheli şeyler vardır ki, pek çok kimse onları bilemez. Şüpheli şeylerden kaçınan bir kimse, dînini ve haysiyetini korumuş olur. Şüpheli şeylerden sakınmayan bir kimse ise, zamanla harama düşer. Tıpkı sürüsünü başkasına âit bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, sürünün bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allâh'ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir." (Buhârî, Îmân, 39)
Allâh'ın emrine itaat, teslîmiyet ve rızâ hâlinde olan kalbler; hikmet, hayır ve feyz mecraı olur. Bunun zıddına, haramlardan ve şüpheli şeylerden korunmayan kalb ve bedenler ise, baştanbaşa bir kötülük barınağı ve ahlâksızlık yuvasına döner.
Bu titizlik ve hassâsiyetin ehemmiyeti husûsunda şu misâller ne kadar ibretlidir:
Ebû Bekir Sıddîk -radıyallâhu anh-'ın bir kölesi vardı. Bu köle kazancının belli bir kısmını ona verir, o da bundan yerdi. Yine birgün köle kazandığı bir şey getirdi. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- da onu yemeye başladı. Bunun üzerine köle:
"-Yediğin şeyin ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu.
Ebû Bekir -radıyallâhu anh-:
"-(Hayır bilmiyorum) Nedir söyle bakalım?" diyerek onun açıklamasını istedi.
Köle:
"- Falcılıktan anlamadığım hâlde câhiliye devrinde falcılık yaparak bir adamı aldatmıştım. Bugün onunla karşılaştık. Adam o yaptığım işe karşılık size ikram ettiğim bu yiyeceği verdi," deyince Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, parmağını boğazına götürerek (tüm eziyetine rağmen) yediklerinin hepsini çıkardı. (Buhârî, Menâkıbu'l-Ensâr, 26)
Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>