İmandan İhsana Tasavvuf

 

 

 



  

TASAVVUF ve FELSEFE

..:: 1 ::..

    Fennî ilimler, varlıkları ve hâdiseleri tek tek tahlîl ederek, onların husûsiyetlerini umûmî kâideler hâlinde ifâde etmeye çalışırlar ki, bunlara "tabiat kânunları" denildiği bilinen bir keyfiyettir. Bütün bu ilimlerin ortaya koyduğu ûmûmî hükümleri bir kere daha birleştirmeye yahut daha ûmûmî kâideler hâlinde ortaya koymaya çalışan beşerî ilim ve tefekkür ise "felsefe sahasını" teşkîl eder.
   Bu bakımdan, ilimlerin ilmi olarak kabul edilen felsefenin, hakîkate ulaşma maksadıyla başvurduğu yegâne vâsıta "akıl"dır. Her felsefî ekolde akıl, felsefenin bir şûbesi olan "rasyonalizm"deki kadar -âdetâ- ilâh mevkiine yükseltilmezse de, yine de filozofların hakîkat arayışında dayandıkları tek vâsıta olarak kabul edilmiştir.
   İslâm, aklı, mükellefiyetin asgarî şartlarından biri sayar. Bununla birlikte onun gerçeklere ulaşmak husûsunda kifâyetsizliğini kabul ettiğinden, "aklî" sayılan felsefeye nazaran aynı zamanda "nakli" de esas alır. İslâm'da bir anlayış ve mükemmellik arayışı demek olan "tasavvuf" da, birtakım metafizik gerçekler peşinde koşmuş olmasına rağmen, onun "keşif" hudûduna kadar dayanan fikrî faâliyeti, nassa bağlı olarak gerçekleşmektedir. Yâni temel tasavvufî düşüncelerin birer şer'î mesnede bağlı olmaları, bu fikrî faâliyetin de naklî olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Akıl, nassın hikmetine vukûf için kullanılmakla berâber, onun müstakillen faâliyeti, İslâmî ahkâmın tespitinde câiz görülmez. Bundan dolayıdır ki, İslâm'da aklın kâmil bir fayda sağlayabilmesi için, vahiyle terbiye edilmesi ve salâhiyetinin bu sûretle sınırlandırılması gerekir. Böylece yürünen yol, keşif sınırında tükenip de kalbî faâliyetlere bağlı olarak ulaşılan gerçeklerin câiz görülmesi veya benimsenmesi, umûmun kabulünü gerekli kılmaz. Bu gerçeği ifâde için:
   "Keşif ehlinin keşfi, ancak kendisine delildir; başkasına değil." denilmiştir.
   Bununla berâber aklın tâkat ve salâhiyetinin tükendiği noktada, hakîkatin de nihâyete ereceği iddiâ edilemeyeceğine göre, bu noktadan itibâren sonsuza doğru teselsül edip giden gerçeklere ulaşma temâyülü bertaraf edilemez. Çünkü bu fıtrîdir. Bundan dolayı gerek dînde ve gerekse dîn dışı tefekkürlerde, gerçeklerin bu kısmına lâ-kayd kalınmamıştır. Metafizik (fizikötesi) meselelere âit felsefî düşüncelerin muazzam bir külliyat teşkîl ettiği herkesçe mâlumdur. Ancak, filozoflar sırf aklı kullandığı için tenâkuzlardan kurtulamamış ve ortaya çıkan her filozof, kendinden öncekileri red ve tenkidle işe başlamıştır. Bunda benlik duygusunun ve nefsânî iddiâların ön planda tutulmasının rolü varsa da, asıl sebep, aklın tenâkuzlardan sâlim olamama özelliğidir.

   Hakîkaten akıl, bir bıçak gibidir. İnsana terör de yaptırır, sâlih ameller de işletir. "Ahsen-i takvîm"e (kulun ulaşabileceği en yüksek seviyeye) aklın yardımı olmaksızın gidilemez, fakat insanı çoğu kez "bel hüm edall"e, yani idrâk bakımından hayvandan da aşağı bir seviyeye götüren de akıldır. O hâlde aklın bir disiplin altına alınması îcâb eder. O disiplin de vahiy terbiyesidir. Eğer akıl, vahyin kontrolünde ise, insanı selâmete götürür. Fakat, vahyin dışına çıkartılırsa, insanı felâkete götürür. Onun için aklın rızâ-yı ilâhî yönünde istikâmetlenmesi lâzımdır.
   Tarih boyunca aklın zirvesindeki birçok zâlim, yaptıklarından en ufak bir vicdan azabı bile duymamıştır. Çünkü yaptıkları zulümler kendilerine göre en akıllıca hareketlerdi. Bağdat'a girip Dicle'nin sularında 400 bin mâsum insanı boğan Hülâgu hiçbir vicdân azâbı duymamıştı. Veya İslâm'dan önce Mekke devrinde bir efendi kölesini boğazlasa aslâ vicdânı sızlamaz, en ufak bir pişmanlık hissi duymazdı. Bir köle veya bir odunu kesmek onların akıl nazarında aynı idi. Hattâ bunu tabiî ve meşrû hakları olarak görürlerdi. İşte bu insanlarda da akıl vardı, fakat vahyin terbiyesi altında olmadığı için, insanı idlâl ediyor, sayısız cinâyetlere sevk ediyor ve bunu da normal gösteriyordu. Böyle bir akıl, vicdanları köreltmiş; şefkat, merhamet ve acıma hislerinin önüne perde olmuştu.


Ana Menü | Sonraki Sayfa >>>

 

Ana Sayfa | Tasavvufun Mahiyeti | Tasavvufî Terbiye | Marifetullah ve İlahi Mevhibeler
Tasavvufî Bazı Meseleler | Hak Dostlarından Nasihatler | Tasavvufî kıssalar ve ibretler
E-mail: info@imandanihsanatasavvuf.com
Bu sitede yayınlanan yazılar, Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendinin kitap ve makalelerinden derlenmiştir.
© 2004-2007 - Her hakkı mahfuzdur.